12 Ağustos 2015 Çarşamba

Daha Yetkili Biriyle Görüşebilir miyim?




Cuma sabahının mutlu insanlarından biriydim. Herkes gibi sıraya girmiş, bir bardak kahve içebilmek için neden beklediğimi sorguluyordum. Sıra bir türlü ilerlemiyordu. 
Önlerden bir ses duyuldu. "Daha yetkili biriyle görüşebilir miyim?"

İşte oradaydı. O, lattesi yağsız sütten yapılmamış bir plaza kadınıydı. Bu gibi durumlarda on kaplan gücünde olurdu.
Plaza kadınlarını, kariyer basamaklarını elinde kahveyle tırmanan, klimalı ofislerinde her daim üşüyen, sürekli kilo aldıklarından şikayet eden, topuklu ayakkabılarla depar atabilen ve bir sorun karşısında daha yetkili biriyle görüşmek isteyen insanlar şeklinde özetleyebiliriz. 

Bizim plaza kadını ise kahve konusunda ekstra hassas olmalıydı. Bütün özürleri "siparişimi düzgün dinleseydin", "hayır yeniden yapılmasını bekleyemem", "şu an işe geç kalıyorum" türevi cümlelerle geciştiriyordu.

Geriye tek bir seçenek kalmıştı.
Mağaza müdürü.
Daha yetkili biriyle görüşülecek durumlar disinda bilgisayarında solitaire oynayan mağaza müdürü tüm bezginliğiyle kadının karşısındaydı. 

"Benimle görüşmek istediniz sanırım. Konu nedir?"

Karşısındaki yetkilinin bu bezginlikle hiç bir şey halledemeyeceğini farkeden kadın,  "Bu seninle çözülebilecek bir konu değil" diye başlayıp sonsuzluğa uzayan bir kaç cümle kurdu. 

Bezgin bey yıllar içinde tam bir plaza kadını savar olmuş olmalıydı. Sırada bekleyenlere "Ben bu olayı çözerim" bakışı atıp, kahveyi yanlış yapan çalışanını çağırdı.

- Sizi mağdur eden arkadaşımız bu muydu hanımefendi?

- Evet yani bir kahveyi bile doğru düzgün yapamıyorlar.

Bu ülkede kimin işini düzgün yaptığıyla ilgili bir nutuğa girişecekti ki daha yetkili kişi onu sırada bekleyenleri hatırlatarak durdurdu. 
"Şimdi hallediyorum" dedi. 

Plaza kadını hiç bir çözümden tatmin olamayacakmış gibiydi. Basit bir kahveyi kan davasına dönüştürmeyi başaran değişik bir hırsı vardı. 

Bizler; sırada bekleyen sıradan insanlarken, aniden birbirini gaza getiren öfkeli bir kalabalığa dönüşmüştük. 

"Şimdi hanımefendi.. Bu arkadaşın iş çıkışını veriyoruz. Böyle büyük bir hatayı kabullenemeyiz" 

Hepimiz gerilmiştik. Bir anda "cık cık cık" sesleri artmış, "ne gerek var canım", "bu haksızlık", "yazık yaaa" cümleleri duyulmaya başlamıştı. 

Kadın, kendini beklemediği yerden vuran yetkiliye inanamayan gözlerle bakıyordu. 
Bir anda destek beklercesine öfkeli kalabalığa döndü. "Ben böyle bir şey istemedim." diye bağırdı.

Yetkili kararlıydı. Mevzunun çok uzadığını belirterek, "Siz arkadaşımızdan şikayetçi oldunuz, biz de işine son veriyoruz." dedi. 

Plaza kadını tüm plazalığını bir kenara birakti. "Bakın, siz yanlış anladınız. Yani ben işine son verilsin demedim ki" 
Gittikçe kısılan ses tonundan bir pişmanlık havası seziliyordu. 
Son duyduğumuz şey "benim yüzümden işsiz mi kalacak" , "özür dilerim" cümleleriydi. 

Yetkili kişi; küçük cuma zaferini kutlamak için, yalandan kovduğu arkadaşının kafasına vurdu, "Bugün de yırttın Memet, düzgün dinle şu siparişleri" diyerek içeriye, yarım bıraktığı solitaire'nin başına döndü. 



Plaza kadısı ise; cuma sabahı güne kahvesiz başlamak zorunda kaldığı halde özür dilemesine bir anlam verememişti.
Muhtemelen bir daha hiç bir yetkiliyle görüşmek istemeyecekti. 



8 yorum:

  1. ah bunların erkek versiyonları da var...sanıyorum hayatlarında hiç gerçek sorunla karşılaşmamışlar..

    YanıtlaSil
  2. selam bloğunu takipteyim ben de beklerim eda =) kozmetikpsikolojisi.blogspot.com.tr =)

    YanıtlaSil
  3. Şahane yazı. Gerçekleri yansıtmışınız.

    YanıtlaSil
  4. Zaten çocukken de yağsız sütten latte içerdi. Sırf kendini dünyanın geri kalanından farklı göstermek için yeni kriterler üreten zavallı insanoğlu bir gün sen de öleceksin ha ha ha ha (Korku filmlerindeki kötü kadın kahkahası).

    Yazı güzeldi emeğine sağlık. Sevgiyle kal.

    YanıtlaSil
  5. O kadar umursamaz yaşıyoruz ki, bu da en güzel örneklerden.

    YanıtlaSil